Fakir ve eziktim, hangi kız bana bakar diye düşünüyordum ki...
Kitapları onlarca baskı yapan, verdiği seminerlerde binlerce
kişiyi toplayan Psikolog Doğan Cüceloğlu�na gördüğü ilginin nedenini
sorduk. Aslında biz onunla sınav döneminde anne ve babaların çocuklara
nasıl davranması gerektiğini irdeleyen son kitabı �Başarıya Görüren
Aile�yi konuşacaktık. Ama konu kendi yarattığı �içimizdeki çocuk�
kavramına gelince söyleşi saptı. Siz onun şu anki mutluluğuna bakmayın.
Zamanında içindeki çocuğu hep mutsuz kıldı. Hele konu kadınlar olunca!
Psikolog olması, hayata ve bireye dair gerçekleri kabul etmesi ve
Amerika�da yaşadığı günlerden kalan deneyim onu bugün mutlu olduğu
kadar çevresine de mutluluk dağıtan biri haline getirdi. En popüler
olan kitabı �İçimizdeki Çocuk�u yazalı yıllar oldu. Ama siz hâlâ
çocuğun sesine kulak veremiyorsanız Cüceloğlu�nu mutlaka dinleyin.
Var olanı yargılamak salaklık, ahmaklıktır
Hocam kitaplarınıza, özellikle de seminerlerinizde size olan ilgi
hiçbir zaman azalmıyor. Söylediklerinizi başkaları da söylüyor ama
onlar sizin gibi insanları toplayamıyor çevresinde. Siz bu durumu neye
bağlıyorsunuz?
Varoluşuma bağlıyorum. Benim anlattığım bilgi varoluşumla ilgili.
Öğrendiklerimi yaşadıklarımla sentezleyip insanlara anlatabiliyorum.
Bunun dışında, tahmin ediyorum ben insanları yargılamıyorum. Bunu da
beni sevsinler diye yapmıyorum. Bana göre hayatta yargılanacak bir şey
yok. Varolan bir şeyi yargılamak salaklık, ahmaklıktır. Yapılan şey bir
gerçektir. Anlamak lazım insanları. Böyle yorumladığım için, beni
dinleyen kişi yaptığı şeyin kendi kafasına göre ne kadar anlamlı
olduğunu düşünüyor ve rahatlıyor. En önemlisi kendiyle olan ilişkisinde
kabule doğru gidiyor. Kendini suçlama, sevmeme, kendine yabancılaşma,
uzaklaşma durumu ortadan kalkıyor. Bunu hissediyorlar. İçlerindeki
bastırılmış ve kendilerine dönük olan sevgi; çevreye, hayvanlara,
kuşlara yöneliyor. Belki de o nedenle beni seviyorlar.
İnsanlara mutlu olmalarını, içlerindeki sevgiyi çıkarmalarını
söylüyorsunuz sürekli... İşler yolunda gitmediğinde de bu mümkün mü?
Seminerinize kimse gelmese, kitaplarınız satmasa, çocuğunuzla sorunlar
yaşasanız da yine böyle şekerden sarhoş olmuş arılar gibi uçabilir
miydiniz?
Bayağı tokat yedim hayattan. Sartre�ın bir sözü var: �Yaşamın anlamı
yaşamı nasıl yaşadığınızda yatar� diyor. Şimdi burada ben buna savaşçı
tutumu diyorum. Bir tek şeyimiz var yaşamak. O da bize verilmiş zaman.
Ben kendimle olan ilişkimde eğer kendime �ben elimden gelenin en
iyisini yaptım, elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım�
diyebiliyorsam artık coşkuluyum. Aksi halde akıl hastanesine giderim.
Bu şekilde yaşarsanız gerçeği bulursunuz. Bir de en önemlisi gerçeğe
saygı. Gerçek benim için en kutsal şey. Diyelim ki bir davranışta
bulunmuşum ama hata yapmışım. Hatam bir gerçek ama egomdan dolayı bunu
görmüyorum. Bu noktada hatamızla, kırdığımız kişiye �Hata yaptım, özür
dilerim size şöyle bir zarar verdim, onu gidermek için elimden geleni
yapacağım� diyebilirsek özgürüzdür artık.
Herkes kendi gerçeğini yaşıyor hem de aynı ortamda ve sorunlar çıkıyor. Ne yapacağız bu durumda peki?
�Ben senin gerçeğin yanlış� dediğim andan itibaren üç seçenek çıkar.
Birincisi savaş, ikincisi dövüş, üçüncüsü ise güreş. Üç ihtimal var,
üçü de kötü. Karşıdakinin gerçekliğini kabul etmiş olmak seninkinin
yanlış olmasını gerektirmez. Şimdi, suya cıvık diye karaktersiz demek
olur mu! �Nedir bu su ya, su ne biçim şey ya, şuna bak lık lık lık
dökülüyor... Karaktersiz işte, dökülen kabın şeklini alıyor, kokusu da
yok. Allah belasını versin!� desem kabahat suda mı bende mi? Çocuk
ayağını taşa vuruyor sonra ağlamaya başlıyor biri geliyor taşa vuruyor
�eh eh eh� diye... Ne kadar saçma bir şey.
Günlük yaşamınızda �içinizdeki çocuğa kulak veremediğiniz oluyor mu?
Oluyor tabii, bazen karşımdakinin acı çekmemesine, kendi onurunu,
saygısını kaybetmemesine özen gösterim. O zaman çocuğu dinlemiyorum.
Akşam eve gidince �B.k gibi bir gün geçirdim, niye böyle oldu diye�
düşünürüm. Sonra içimdeki sesi dinlemediğimi fark ederim.
Peki kitap yazarken neyi ele alacağınıza kim karar veriyor? Yayıncı mı, içinizdeki çocuk mu?
Genel olarak yaşamımdaki sorunları keşfetmeye başladığım zaman 35-40
yaşlarındaydım. �Ben yaşadığıma göre başkaları da bu sıkıntıları yaşar�
dedim ve bunları paylaşmaya başladım.
Kitaplarınızda hiç karşı cinsle olan ilişkileri, aşkı ele almıyorsunuz.
Memlekette dokuz ay birbirine bakmaktan öteye gidemeyen var. Niye bu
konuyu irdelemiyorsunuz? �İçinizdeki çocuk� hiç sıkıntı çekmemiş
anlaşılan.
Şimdi, güzel bir tespit. Seni Allah gönderdi galiba. Evet bunu
yazmalıyım. Ben fakir bir ailenin 11 numaralı çocuğuyum. O nedenle de
bayağı zorluk çekerek okudum. Giyim, yeme, içme hep eksik kaldı ve
kendimle ilişkimde aşağılık duygusu vardı. �Kim benim yüzüme bakacak�
halini yaşadım hep. Hiçbir kıza açılamadım. Ondan dolayı hep eziklik
duygusu yaşadım. Sonra farkına vardım ki hepsi benim kafamda yarattığım
bir öyküydü. Kızlarla alâkası yoktu. Psikoloji bölümüne girdiğimde
oraya felsefe öğretmeni olacak olanlar giderdi. 100 öğrenciden 90�ı
kızdı. 10 erkek öğrenciden 8�i asker kaçağıydı. Yani ben ve Erol Güngör
vardı psikolog olmak isteyen. Zaten ikimiz de asistan olduk sonra. O
kadar siliktim ki! Çünkü 13 yıl önce ağabeyimin giydiği ceketle,
kravatla gittim okula. Kafam üç numaraya vurulmuş... Sınıfta İstanbullu
kızlar çoğunluktaydı ve yüksek sosyo-ekonomik çevredendi onlar.
Amerikan Koleji, Dame de Sion gibi okulları bitirmişlerdi. Dahası
yabancı ülkeye gitmiş gelmişler, üçüncü dördüncü sınıfta eğleniyorlardı
zaten.
İçinizdeki çocuk ne fena anlar yaşamıştır!
Hem de neler. Hiç şansınız yoktu. Hatta hatırlıyorum, ilk derste
karşıma Sait Faik Abasıyanık�ın yeğeni oturmuştu. Ay bir gözleri var,
bir çift güzel göz! Derin dekolteli bluz giymiş, göğüsleri tomurcuk
tomurcuk böyle. Hangi dersti, hoca kimdi, hiçbir şey hatırlamıyorum.
Sadece göğüs ve göz aklımda kaldı. Ve o günlerde hep şu duyguyu yaşadım
�o kız yıldızlar kadar uzak benden.� Elimi uzatsam dokunabileceğim, ama
psikolojik olarak yıldızlar kadar uzak ve bir şey yapamıyordum. Müthiş
bir eziklik duygusuyla Amerika�ya gittim yüksek lisans için. Ve benim
kız arkadaşım hiç olmadı.
Amerika�da da mı?
Yok, Türkiye�de. Amerika�ya gittim, Amerika�daki kızlar beni tedavi etti.
Kızların verdiği seminere giderek değil herhalde?
Arsızlar! �Hi, how are you� deyip gözüyle, başıyla işaret ediyorlar.
Ben ilk başlarda arkaya bakıyordum, bana yaptıklarını düşünmüyordum.
Sonra anladım. Tedavi böyle oldu..
O yüzden Amerika�da yaşayan bir başka oluyor memlekete dönünce!
Bizim kültürde erkeğin kendisi değildir. Kariyeri, sahip oldukları şu,
bu. ABD kültürü içinde bunlar kimsenin umurunda değil. Bakınca hoşuna
gidiyor mu gitmiyor mu hadisesi.
Bu deneyimlerinizi de kitap yapsanız, ilişkilerde aslolanın ne olduğunu
ortaya koysanız. Ülkenin çehresi değişse güzel olmaz mı? Hepimiz
Amerika�ya gidemeyiz ya! Gitsek bile hayat durur. Ülkede ne gazete
çıkar, ne banka çalışır, ne akademik hayat sürer!
Bu konuyu kitap yapacağım, seni bana Allah gönderdi. Türkiye�de
genellikle oğlan kızın içindeki özle değil kız vasıtasıyla yakalandığı
öykünün içinde. Kız da oğlanı araç olarak kullanmış bir öykünün içinde.
Türkiye�ye dönünce tabii daha bir mutlu hayatı kucaklamışsınızdır...
Geçen aylarda ikinci evliliğimi yaptım. Eşimin ikinci evliliğinden olan
bir kızı var. Ergenlik çağında, onun ergenliğini de gözleme imkânı
buluyorum. Çok tatlı bir ilişkimiz var. Numara yok.
Çok etkileyici konuşuyorsunuz... Seminerlerinize gelip de size âşık olan bile vardır. Hem psikologsunuz, hem Amerika deneyimi...
Şimdiki eşimle bir konferansımda tanıştık. Oluyor abi, ara sıra. Şanslıyız o bakımdan. Şakalaşıyoruz, geçiyor işte.
ANNE BABALARIMIZIN HAYATLARI PALAVRA
Son kitabınızda sınavlara hazırlanan gençlere anne babaların nasıl
davranması gerektiğini anlatıyorsunuz. Kitapta �yaşam başarısı�
üzerinde çok duruyorsunuz?
Peki bir insanın yaşam başarısı için sınavları kazanması şart mı?
Tabii ki değil. Üniversiteyi kazanır, iyi bir iş bulur, hatta iyi bir
evlilik yapar ama yine de yaşam başarısına sahip olamayabilir. Eğer bir
insan yaptıklarının bilincindeyse, yaptıkları ona keyif veriyorsa ve
mutluysa başarılıdır.
Bir de kişi mutlu olmasına rağmen, anne babaları çocuklarının hep
mutsuz olduğunu düşünüyor� Örneğin benim bir arkadaşım var hayatından
çok memnun. Ama annesi her gün ağlıyor. �Oğlum askere gitmedi, oğlumun
arabası evi yok, oğlumu kadınlar bitirdi�� O da ayrı bir sıkıntı.
Milyonlarca genç bu sıkıntıyı yaşıyor. Anne ve babam mutsuz diye
üzülüyor. Kendileri bile mutluluklarından emin olamıyor bu yüzden. Anne
baba her şeyi iyi bilir ya! Asıl gerçek, anne babalarımızın hayatının
palavra olması ama farkında değiller. İstiyorlar ki çocukları
direksiyona geçmesin, hep biz kullanalım arabayı. Oysa çocuklarının
keyif alacağı şeyi, mutlu olacağı yaşantıyı onlar bilemez. Çocukları
mutluysa tamamdır, gerisi boş şeyler.
Yani gençler anne babamız mutsuz diye üzülmesinler. Yaşamlarına devam
etsinler. Anne babalar da kendi yapmak istediklerini çocuklarına
yaptırma isteğinden vazgeçsinler.
SINAV DÖNEMİNDE ANNE BABALAR NELER YAPMALI?
Doğan Cüceloğlu�nun Remzi Kitabevi�nden çıkan son kitabı �Başarıya
Götüren Aile�de sınav döneminde anne babaların çocuklarına nasıl
davranması gerektiği konusu inceleniyor. Cüceloğlu, anne ve babaların
şu dört soruyu kendilerine sormaları gerektiğinin altını çiziyor:
Çocuğum yapacağı işin bilincine vardı mı?
Çocuğum yapmak istediklerini besleyen bilgiyi araştırıyor, keşfediyor, özümsüyor mu?
Çocuğum, bilgisini sınamak için gerekli becerileri kazanıyor mu, bilgi ve becerisini eyleme dönüştürüyor mu?
Çocuğum elde ettiği sonuçlardan ders çıkararak, daha iyisini yapabileceğinin farkına varıyor mu?
DoĞan CüceloĞlu İmzasI KullanIyorum
Deneysel psikolojiyi bırakıp popüler psikoloji yaptığınız için eleştiriyorsunuz...
Ben akademik kimliğimi kullanarak sadece bir kitaba imza attım: İnsan
ve Davranış. Sonra bir karar aldım ve kendimi Türk çocuklarına sağlıklı
ortam yaratmaya adadım. Bundan sonra da kitaplarıma sadece Doğan
Cüceloğlu imzası kullandım. Beni eleştirenleri saygıyla karşılıyorum
ama anlamış değilim. ABD�de nörofizyoloji alanında Nobel alan bir bilim
adamı bile çalışmalarını halkın anlayacağı bir dille yayınlıyor. |