MATEMATİK fobik misiniz?
Kim korkar matematikten?Neden matematik öğreniyoruz? Konuştuğunuz
herkesin matematikle ilgili söyleyecek bir şeyleri vardır. Bazı
insanlar matematiği sever, kimileri ise pek hoşlanmaz.
Bazı öğrencilere göre matematik birçok kural ve formülden oluşan bir
derstir. Kimine göre ise, matematik hayatın içindedir. Alışverişte bir
şey satın alacağımız zaman, yemek yaparken kullanacağımız malzemenin
ölçüsünü ayarlarken, ya da bir bina inşa ederken, yani sık sık
kullandığımız bir şeydir. Öyleyse matematik sadece sayılardan ibaret
bir ders midir?
Elbette sayıların önemi tartışılmaz; fakat matematik aynı zamanda,
ilişkileri görmeyi, sebeb-sonuç ilişkisini kurabilmeyi, okuma ve
yazmayı, tabloları, resimleri, grafikleri yorumlayıp kullanabilmeyi
içerir. Bulmaca çözmek, gazete okumak gibi gündelik faaliyetlerimiz
aynı zamanda bizim için birer matematik alıştırmasıdır.
Matematik sınavında heyecanlanıyorum
Ders zamanı ayaklarım geri geri gidiyor
Tahtaya kalkmak benim için bir kâbus
Konular daha zorlaşacak mı?
Matematik kaygısı!
�Matematik dersine gireceğim zaman ayaklarım geri geri gidiyor. Derste
tahtaya kalkmak benim için bir kabus. Derste soru sormaya çekiniyorum.
Şimdi bazı işlemleri anlayabiliyorum ama ileride konuların daha
zorlaşacağından endişeleniyorum. En fazla matematik sınavına gireceğim
zaman heyecanlanıyorum. Sınava nasıl hazırlanacağımı bilmiyorum. Derste
konuları anlıyorum; ama eve geldiğimde, sanki hiç sınıfta bulunmamışım
gibiyim. Matematik dersinden kalmaktan korkuyorum.�
Yukarıdaki ifadeler sizden bir şeyler barındırıyorsa, matematik kaygısı
taşıyor olabilirsiniz. Matematik kaygısı, matematik dersine karşı
duyulan duygusal bir tepkidir. Geçmişte yaşanmış olumsuz ve
deneyimlerden kaynaklanır. Bu, ileriki öğrenmeleri de engeller.
Matematik korkusundan nasıl kurtulabilirsiniz?
Öncelikle matematiksel geçmişinizi tespit edin
İşlem kabiliyetiniz yetersiz ise matematiğin temel konularını
çalışmakla işe başlayabilirsiniz. İşlem kabiliyeti, matematiğin ABC�si
gibidir. Nasıl ki harfleri bilmeden okuma-yazma öğrenemezseniz; işlem
yapmayı bilmeden matematiğin diğer konularını öğrenmeniz mümkün
değildir.
Eğer işlem kabiliyetiniz düşük ise ders çalışmaya dört işlem, rasyonel
sayılar ve işlemler, köklü ve üslü ifadeler, çarpanlara ayırma,
özdeşikler konularıyla başlayabilirsiniz. İlköğretim öğrencileri
özellikle dört işlem kabiliyetini (toplama, çıkarma, bölme, çarpma) çok
iyi edinmiş olmalıdır.
İşlem kabiliyetiniz iyi, fakat konuları anlamakta güçlük çekiyorsanız;
ders çalışırken konuları kavramaya daha fazla vakit ayırmalısınız.
Özellikle matematiğin en güç alanı çeşitli problem tiplerini
birbirinden ayırt edebilmektir. Yani hangi problem nasıl çözülür? Bu
ayırımı yapabilme seviyesine gelene kadar konu çalışmasına devam edin.
Birçok matematik kitabının sonunda konu tekrar problemleri vardır. Her
konunun sonundan bir problem seçerek, bu problemler arasındaki
farklılıkları not edin. Her problemin çözümü için yapmanız gereken, ilk
basamağı yazın. Mesela; OBEB ile OKEK problemleri arasındaki fark
nedir? Yaş problemleri ile işçi problemlerini nasıl ayırt ederim ve her
biri için işleme nasıl başlarım gibi. Güçlük çektiğiniz konuları asla
atlamayın. Onları iyice öğrenmeden yeni konuya geçmeyin. Örnek
problemleri işlem basamaklarını iyice kavrayana kadar tekrar tekrar
çözün. Bunun vakit alacağını da aklınızdan çıkarmayın.
İşlem kabiliyetiniz iyi, konuları anlıyor fakat çok hata yapıyorsanız;
konu çalışmasından çok pratik yapmaya zaman ayırmalısınız. Bir konuda
kendinizden emin olana kadar çok örnek çözün. Problem çözerken
yanınızda bir saat bulundurun ve bir müddet sonra gittikçe kısalan
sürelerde problemi çözüp çözemediğinizi kontrol edin.
Konuları küçük parçalara ayırın ve basit
örneklerden zor örneklere doğru ilerleyin
Matematik dersinde elde edeceğiniz başarılar, geçmiş olumsuz
deneyimlerinizin izini silecek, gelecek öğrenmeleriniz için yol
açacaktır. Bunun için eksiklerinizi bir an önce telafi etmeye başlayın.
Basit konuları çok iyi anlayana ve problem çözümünde yeterince
otomatikleşinceye kadar soru çözmeye devam edin.
Olumsuz iç konuşmalara son verin
�Bunu asla anlayamam, bu problemi çözmem imkansız, başaramayacağım�
gibi içinizde sürekli tekrarlanan iç konuşmalarınıza kulak vermeyin.
Olumsuz iç konuşmaların insana hiçbir faydası yoktur. Bu konuşmalardan
kurtulmak için şu yöntemi kullanabilirsiniz:
Olumsuz iç konuşmalarınız başladığı zaman gözlerinizi kapatın ve konuşan sesi bir hoparlör gibi düşünün.
Şimdi bu sesi (hoparlörü) öne çağırın gelsin. Ne diyor? Bu sese
ihtiyacınız var mı? Size bir faydası var mı? Eğer cevabınız olumsuz ise
o hoparlörün sesini kısın, artık hiçbir şey söyleyemesin.
Ya da o sesi kaale almadığınız biri karşınızda konuşuyormuş gibi düşünün (mesela bir çizgi film karakteri gibi)
Matematik dersine nasıl çalışılır?
1 İhtiyaç duyduğunuzda öğretmeninizden ya da bilen bir kişiden yardım
isteyin. Yapamadığınız soruların yanına bir işaret koyun. Ev
ödevlerinde yapamadığınız soruları atlamayın. En kısa zamanda bu
soruların çözümlerini bilen birinden öğrenin.
2 Sadece öğretmeni izleyerek konuyu anlayamayacağınızı unutmayın. Mümkün olduğunca çok örnek çözün.
3 Kuralları, formülleri, işlem basamaklarını küçük kartlara yazın. Bu
kartlardan birini rastgele çekerek kural veya formül hakkında neler
bildiğinizi kontrol edin. Bunu arkadaşlarınızla ya da aile
fertlerinizle bir oyun haline getirebilirsiniz
4 Bir arkadaşınızla birlikte çalışın. Araştırmalar, grupla çalışan
kişilerin yalnız çalışanlara göre daha iyi performans gösterdiklerini
ispatlamıştır. Zaman zaman birbirinizin işlemlerini kontrol edin.
5 Konunun başlığını muhakkak yazın. Eve geldiğiniz zaman ödev yapmaya
başlamadan önce defterinizdeki başlığı renkli bir kalemle çizin. Bu
sizin ne yaptığınızı görmenize yardımcı olacaktır.
6 İşlem yaparken her basamağın yanına ne yaptığınızı kendi kelimelerinizle tekrar not edin.
Niye matematik en korkunç ders?
Matematik, endüstrileşmiş toplumun hemen hemen her ürününde var. Hiçbir
gökdelen, hiçbir cep telefonu veya antibiyotik matematik olmadan
geliştirilemezdi. Gündelik yaşamda ne kadar çok matematik bilgisi varsa
bunları kullanmak için o kadar az matematik bilgisi gerekiyor.
Avrupa genelinde yüz binlerce öğrenci OECD adına uluslararası bir uzman
ekibi tarafından hazırlanan �Programme for International Student
Assessment�ın soru formlarını doldurdu. Araştırma daha çok öğrencilerin
matematik kabiliyetini ölçmeye dayanıyordu. Türkiye 40 ülke arasında
matematikte 33. sırada, okumada 33. sıra ve tabiat bilimlerinde 35.
sırada kaldı.
Matematik soruları, ezbere dayanmayan problemlerden oluşuyordu.
Öğrencilerden formüllerle uğraşmak yerine matematiğin dünyada oynadığı
rolünü kavrayarak, mantıklı bir şekilde uygulamaları istendi.
Gündelik yaşamdaki soruların matematik diline çevrilmesi eğitimciler
tarafından dilimize aşağı yukarı �matematik okuryazarlığı� olarak
çevrilebilecek, �Matematical Literacy� olarak adlandırılmakta. Başarılı
Pisa öğrencileri her test sorusu için uygun formülü aramak zorunda
olmasalar da, soruyu çok iyi anlamak zorundadırlar.
Örneğin 1998 ve 1999 yılları arasında gerçekleştirilen gasp olaylarının
gösterildiği bir grafiği, şu soruya göre yorumlamak zorundalar: Gasp
olaylarının arttığı doğru mudur?
Öğrencilerin birçoğu �evet� diyor. Sonuçta yandaki sütun çok daha
yüksektir. Oysa eksenlerin derecelendirilmesine bakan öğrenci gerçekte
gasp olaylarının artmadığını görür. Diğer sorular da uygun deneylerle
çözülebilmekte.
Listenin sonlarında yer alan Türkiye�de öğrencilerin yarıdan fazlası
(yüzde 53) matematikte birinci düzeyin altında kaldı. OECD ülkeleri
ortalaması için bu oran yüzde 30�un altındadır. Türkiye�yi diğer
ülkelerden ayıran bir özellik, okul türleri arasındaki farklılıkların
en büyük olduğu ülke olmasıdır. Japonyanın özellikle de matematikte hep
üst sıralarda yer alması, durmadan çalışmayı gerektiren acımasız bir
sisteme bağlanıyordu. Tokyo�daki Suginami İlköğretim Okulu�nda yapılan
bir ziyaret ilk başta bu önyargıyı kanıtlıyor gibi. Matematik dersi
matematik sorularının sınıfça toplu halde çözülmesiyle başlıyor.
Bir öğrenci, örneğin 36 x 8 eşittir 288 dediğinde, dördüncü sınıfın geriye kalan tüm öğrencileri �doğru� diye yanıt veriyorlar.
Öğretmen Yasuho Arita sırayla herkesi kaldırıyor ve en sonunda tüm
öğrenciler aynı soruları kendi kendilerine çözüyorlar ve Arita
öğrencilerin başında kronometreyle bekliyor. Hesap alıştırmaları
bittikten sonra Arita�nın �ilginç matematik� dediği başlıyor.
Öğretmen tahtaya köşeli bir insan çiziyor. Öğrenciler bu figürü yap boz
parçalarına benzeyen Tangram taşlarıyla biçimlendiriyorlar. Ve
birdenbire Japonya�daki matematik dersinin sanıldığı gibi sadece katı
kurallarla işlemediği ortaya çıkıyor. Arita, gayet cazip yöntemlerle
öğrencileri matematiğe özendirmekte.
Ona göre tek başına mekanik alıştırma, zorlu matematik problemlerini
çözme hevesini söndürmekten başka hiçbir işe yaramaz. �Burada kişisel
çaba gerekli.� diyor Arita... Japon okullarındaki diğer önemli bir konu
da problemlerin herkes tarafından tamamen anlaşılana dek sınıfça o
problem üzerinde çalışılması.
Anlaşıldığı üzere Japon öğrenciler toplu halde alıştırma yapma ve
�ilginç matematik�le biçimlenen matematik dersinin yararlarını
görüyorlar. Oysa ülkemizde diğer derslerde olduğu gibi matematik de
büyük ölçüde formüllerin ezberlenmesine dayanır. �Müzik eğitimi alan
bir öğrenciye yıllarca nota ezberletmeye benzeyen bu sistem, sanata,
nefret duymaktan başka bir şey vermez.� diyor Enzensberger.
Matematik korkutan bir ders olmamalı. Öğrencilerin sayılarla ilgili
bilmece dünyasına olan meraklarını uyandırmak mümkün. Ve bu, sayılarla
çevrili bir dünyada pek de şaşırtıcı olmasa gerek.
(Der Spiegel, 50/2004 / Bilimteknik)
02.04.2005
Psikolog Çiğdem Alparslan
Kaynak : Bilim teknik
|